“Derin yoksulluk…”
“Açlık sınırı…”
“Sadaka devleti…”
Bunlar son dönemde duymaya çok alıştığımız ekonomik terimler.
İçinde acı ve ızdırap var gibi değil mi?
Bugün dünyada zenginler nüfusun yüzde 14’ünü oluştururken gelirin yüzde 78’ini tüketiyor. Nüfusun yüzde 86’sını oluşturan fakirler ise gelirin sadece yüzde 22’sini tüketir. Bu tablonun Türkiye’ye izdüşümü tam bir faciadır.
O terimlerin varlığını bu tespit anlamlandırıyor değil mi?
Yoksul bir dünyada ve buna paralel yoksul bir ülkede yaşıyoruz.
Ama anketler mutlu olduğumuzu söylüyor.
Türkiye İstatistik Kurumu 2009 Yaşam Memnuniyeti Araştırması kapsamında halkın ''mutluluk'' düzeyini de değerlendirdi. Ülkedeki bireylerin yüzde 31,1'ü orta düzeyde mutlu, yüzde 46,6'sı mutlu, yüzde 7,7'si de çok mutlu olduğunu ifade ediyor.
Bir terslik yok mu?
Var acı bir diyalektik var.Çanakkale Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir o diyalektiği müthiş bir analizle değerlendiriyor:
“Türk halkı fakir ama mutludur. Çünkü izlenen siyasi politikalar ile ona ‘fakirsin ama bak kömürün var, sağlığın bize emanet, gıda yardımı kapında’ deniyor. Bu yüzden mutlu Türk halkı.”
Belki Ak Parti’nin yüzde 50 oy almasını açıklayabilecek bir analizdir bu ne dersiniz?
Akdemir, “Türkiye’de devlet de, halk da artık yoksul yaşamaya yazgılıdır. ‘Fakir ol, tadını çıkart’ politikası sistematik olarak izleniyor. Halk da bu politikayı destekliyor” diyor
Ben kısa vadede sosyal yardım politikalarını doğru bulanlardanım. Ancak bu orta vadede üretkenleştirilen bir toplumla buluşmazsa sonuçları sağlıksızlaşır.
Hafta içinde sohbet fırsatı bulduğum Akdemir, bu durumu şöyle yorumluyor:
“Kendi yaşamını finanse eden kişi demokrattır; edemeyen itaatkardır. Fakiri finanse edense otoriterdir. Böyle bir tablo da ekonomik kalkınma da demokratik gelişime çıkmaz. Önemli olan uygar toplum yaratmaktır. Demokrasisi güçlü, toplumu eğitimli- kültürlü, ekonomisi üretkenliğe dayalı güçlü topluma ancak uygar toplum denebilir. Fakirlik değil, refah yaratmak onurludur. Fakiri kimse fakir olduğu için suçlayamaz ama fakir olduğu için de mutlu olmasını bekleyemez. Önemli olan fakirliği yerleştirmek, kurumsallaştırmak değil, yok etmektir. Amaç; üretkenliği, girişimciliği ve zenginliği yaygın toplum niteliği kılarak uygar topluma ulaşmaktır.”
Doğru söze ne denir…
Yunanistan batmış…
İtalya ve İspanya’da işler kötü…
ABD’nin kredi notu tarihinde ilk kez düşürülmüş.
Dünya yeni bir krizin eşiğinde.
Tanışacağımız yeni yoksulluk kavramlarına rağmen “mutlu olmaya” devam mı edeceğiz?
Yoksa bu yoksul halkımın “oynatmaya az kaldı” durumu mu?
Ne dersiniz?
(Bu yazı www.haber262.com’da da yayınlanmıştır.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder