17 Ağustos 2011 Çarşamba

Korku, tecrübe, yalaka




Korku nedir?
Anlatalım...

Dönem 12 Eylül...
Darbe olmuş, Adalet Partisi Milletvekili İsmail Hakkı Köylüoğlu, liderlerin Zincirbozan'a götürüldüğünü duyunca kalkıp abdest almış.
Radyoyu ikinci kez dinledikten sonra:
-Tamam şimdi bunlar beni de almaya gelirler deyip kalkıp bir daha abdest alınca oğlu sormuş:
-Baba, sen bu yola baş koyduk derdin, korkudan ikince kez abdest aldın.
Köylüoğlu sinirlenmiş:
-Ulan kerata, baş senin değil benim başım...

Ama bazı şeyler korkuyu kaldırmaz cesaret ister.
Örnek; vatan savunmak...
Bir şeyi hissetmek, yaşamak, istemek bedelini ödeme ihtimalini taşımak kolay değildir.
Cesaret kadar tecrübe de ister.
Okulu yok / Gökyüzünde rasgele bir bulut parçası için / Körükörüne tutkunluğun / Ağacın birine durup dururken abayı yakmanın / sigara içmekten / kibrit çakmaktan alacağınız keyfin / okulu yok / Yaz geceleri cırcır böceklerini / Dinlemeyi bilmenin de okulu yok / Okulu yok ekmeği peyniri domatesi / Küçümsemenin / Sözün sazın oyanın yazmanın / Halisini seçmenin / Daha buna benzer nice / Nice şeyin okulu yok / Ama dilerseniz hepsini öğrenebilirsiniz / Biraz çaba / Yeter” diyor “Okul Dışı” şiirinde Sabahattin Kudret Aksal...
Tecrübe farklı bir şey...
Güneydoğudan sürekli şehit haberleri geliyor.
Bizim iktidar Ramazan bitsin diye bekliyordu.
Gündemi teröre kilitlemek için Ramazan mamazan takmadılar.
Sonuç: Kandil'i bombaladı bizim ordu...
Geçikmiş bir doğru bir hamle...

Aslında perşembenin gelişi çarşambadan belliydi ama ancak şehit sayısı iki haneli rakamlara geçince iktidar efelenmeyi akıl etti.
Nasreddin Hoca bir gece geç vakit molası İmad'la birlikte evine gidiyormuş. Yolda bir dükkanın önünde hırsızların toplanmış olduklarını, içlerinden birinin kilidi törpülediğini görmüşler. Hoca, onlarla başa çıkamayacağını bildiği için sesini çıkarmamış. İmad sormuş:
-Hocam gece yarısı bu adamlar ne yapıyorlar böyle?
-Birisi rebap çalıyor, ötekiler onu dinliyor, demiş Hoca. Rebap dediği uda benzeyen bir müzik aleti.
İmad ciddiye almış bu sözü:
-Ama rebabın sesi çıkmıyor.
Hoca gülmüş:
-Onun sesi yarın çıkar.

Tecrüben varsa, korkmuyorsan, cesaretin varsa, sorunlara alışıksan ne yapacağını bilirsin. Net olursun.
İyi de neden göremez bir iktidar bu önemli ama basit gerçeği?
Alın size bir kıssa daha..
Hüseyin Cahit, bir Suriye ziyareti dönüşü öncesi Suriyeli bir dostuna neden Türkiye'ye gelmediğini sormuş:
-İyi de üstadım, Türkiye'ye gelmek güzel ama ben bir iki kelime dışında Türkçe bilmiyorum.
Hüseyin Cahit merakla sormuş:
-Nedir o kelimeler?
-Nasılsınız efendim... Evet efendim... Allah ömürler versin efendim... Arz-ı hürmet ederim efendim. Teşekkür ederim. Başüstüne efendim..
Üstad gülmüş:
-Kafi azizim, kafi... Sen bu kelimleri yerinde kullanıyorsan, bizim memlekette ömrünün sonuna kadar yaşayabilirsin...

Başbakan'a her yapığını teyit eden başını emme basma tulumba gibi sallayanların suçu da çok büyüktür yaşadıklarımızda.
Sorumluluğun büyük payı da onlarda...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder