19 Ekim 2012 Cuma

Ey demokrasi; boş ol, boş ol, boş ol!


Neşat Ertaş’ın evi soyulmuş..
Değerlerini korumayı bilmeyen bir toplumuz ötesinde saygımız da yok.
Bir kart firmasının reklamındaki gibi “paranın satın alamayacağı şeyler vardır” aslında ya da olmalıdır.
Size geçmişten bir hikaye;
Dönem radyo dönemi. Öyle televizyon pek yaygın değil. Orhan Boran'ın radyo programları büyük ilgi görüyor. Çok seviliyor.Ama Orhan Boran kim desen gösterecek adam az.
İşte o yıllarda Boran bir Ankara dönüşü, İstanbul'da havalimanından şehre gelmek üzere bir taksinin kapısını açmış:
-Delikanlı beni Bakırköy'e götürür müsün?
Boran'ı tanımayan şoför dönmüş:
-Kusura bakmayın bayım, şimdi radyoda Orhan Boran'ın programı var. Ben de onun hastasıyım. Siz arkadaki arabaya binemez misiniz? diye soruyor.
 Boran pek etkilenmiş, çok hoşuna gidince genci ödüllendirmek istemiş. Çıkartmış cebinden 10 TL -ki o zaman için inanılmaz büyük para- taksici gence vermiş.
Parayı gören genç bir hamlede radyonun düğmesini kapatmış:
-Gel beyim gel. Kim takar bu saatten sonra Orhan Boran'ı..
Bizim gibi ülkelerde değerlere saygı yok edilir, önemli kavramların da içi boşaltılır. Hele de global bir tehlikeyle karşı karşıya olanlar daha da hızlı yozlaştırılır.
Bunların başında da “demokrasi” geliyor.
Winston Churchill  “Demokrasi berbat bir rejimdir. Ama rejimlerin en az berbat olanıdır” demişti. Bu tersten demokrasi güzellemesi kavramı yüceltip anlamlı kılıyordu. Bu günlerde ise ağızlardan “demokrasi ve barış kelimeleri düşmeyenler otoriter rejimler ve savaş için psikolojik, sosyal ve yasal dayanaklar peşinde,

***

Halikarnaslı Herodot demokrasiye isim babalığı yaparken bu kadar uzun zaman adının var olacağını elbette düşünememiştir.  Heredot, Yunanca'da halk anlamına gelen "Demos" ile güç, kudret, iktidar, yönetim kavramlarının karşılığı "Kratos" sözcüklerini harmanlayarak adını koyduğu rejim, aslında halkın doğrudan kendisini yönetmesinin adıydı.
Atina Agorası'nda "Ecclesia" denilen, tüm kent halkını bir araya getiren toplantıda yasalar hazırlanıyor, onları uygulamak üzere yöneticiler ve yargıçlar seçiliyordu.
Bu sistemin adı "Doğrudan demokrasi”ydi.
İnsanlık modern demokrasiye ise yakın tarihte kavuştu. Fransız devrimi ile başlayan süreçte demokrasi her geçen gün gelişti. Tarihsel paradigmaya göre 1945’te İkinci Dünya Savaşının galibi demokrasiydi; liberal demokrasiydi.
Liberal demokrasi ucu bucağı görünmeyen bir yolculuk gibiydi. “Özgürlük” tek slogana dönüşmüştü. 1990’larda Francis Fukuyama’nın “tarihin sonu” doktrini ile tanıştık.  Fukuyama liberal demokrasinin tarihin nihai formu olduğunu söylüyordu. Tarih sadece liberal demokrasinin daha da rafine hale getirilebilmesi demekti. Bugün “e-demokrasi” ya da “ileri demokrasi” gibi başına ek ve sıfatlar alarak parlatılmak istenen liberal demokrasi “Arap Baharı” ile tekrar insanlık ideali olarak önümüze konulmuş durumda. Ama bence günümüzün sorusu –baştan seri anlatmaya çalıştığım üzere- liberalizm ve demokrasinin bu durumunun bir yanılsama olup olmadığı ile ilgili.


***

Bence demokrasi küresel olarak içeriği hızla boşaltılan bir kavram.
Biz de ise hakkın rahmetine kavuştu.
Ona zaten inanmamış olanlar çoktan “Boş ol, boş ol, boş ol” deme kolaycılığı ile bağlılıklarını bitirdiler.
Çağdaş felsefenin önemli isimlerinden Slavoj Zizek, "Neo-liberalizm sona erdi. Ve ben, neo-liberalizmin zaten hiçbir zaman bir gerçeklik olmamış olduğu görüşündeyim. Eğer büyük kapitalist devletlere bakarsanız, Birleşik Devletler’e bakarsanız, devletin iktisadi hayatta gittikçe daha fazla yer tutmaya başladığını görürsünüz. Asıl ilginç olan durum da budur. Asya’da, Singapur’da, Çin’deki kapitalizmde devlet çok güçlü bir rol oynuyor. Bu, neo-liberal rüyanın sona ermesi benim için büyük bir meydan okuma anlamına geliyor. Kapitalizmin bir şekilde kendisiyle birlikte demokrasi getirdiğine inanılıyordu, şimdiyse kapitalizm ile demokrasi arasındaki evlilik ilişkisi yavaş yavaş bir boşanmaya doğru gidiyor” diyor…
Demokrasi özü itibarıyla esnetilmeye müsait bir rejim değil. Savaş ve terör gibi olağanüstü durumlarda bazı haklarda kısıtlama yapılabileceği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de yer alıyor. Ancak o sözleşmede de belirtildiği gibi bu hakların özüne dokunulamıyor. Bazı lider ve hükümetlerin iktidarını sürdürmek için demokrasiyle bağdaşmayan karar ve uygulamalara yöneldiği görülüyor. Bu davranışlar demokrasinin özüne zarar veriyor, özgürlükleri kısıtlıyor ve demokratik rejimin geleceğini tehlikeye düşürüyor. Demokrasiyi savunma bahanesi, “siyasal hasımları” bertaraf etmenin güzel bir gerekçesi ve kullanılabilir bir aracı olmuştur.
İlginç ama gerçek demokrasiye aykırı her davranış aslında demokrasi için yapılıyormuş gibi sunuluyor. Mesela 12 Mart’ın Başbakanı Nihat Erim  "Eğer demokrasi tehlikeye girerse, özgürlüklerin üzerine bir şal örtüveririz" demişti.
Kısacası demokrasi adına demokrasinin yok edildiği bir dönemden geçiyoruz. Demokrasilerde “demokrasiyi yok etme özgürlüğü” olup olmadığı konusu günümüzde tartışılmaktadır.
Ancak tartışması bile abes bir konudur bu.Tanım gereği elbette demokraside her türlü düşüncenin ileri sürülmesi gerekir. Ama demokrasinin de kendini savunmaya hakkı vardır. Hiçbir rejim, kendini “yok edeceğini” açıkça ifade eden gelişmelere izin veremez.
Ama ya bizzat demokrasi aşığı görünümdekiler rejimin demos ve kratos yapısını dejenere ediyorsa?
Ve daha da kötüsü demokrasi ellerinin altındaki tek güç olanlar buna alkış tutuyorlarsa?

***

Bir kıssayla bitirelim:
Hüseyin Cahit, bir Suriye ziyareti dönüşü öncesi Suriyeli bir dostuna neden Türkiye'ye gelmediğini sormuş:
 -İyi de üstadım, Türkiye'ye gelmek güzel ama ben bir iki kelime dışında Türkçe bilmiyorum.
Hüseyin Cahit merakla sormuş:
 -Nedir o kelimeler?
 -Nasılsınız efendim... Evet efendim... Allah ömürler versin efendim... Arz-ı hürmet ederim efendim. Teşekkür ederim. Başüstüne efendim..
 Üstad gülmüş:
 -Kafi azizim, kafi... Sen bu kelimeleri yerinde kullanıyorsan, bizim memlekette ömrünün sonuna kadar yaşayabilirsin...

***

Son söz; demokrasi yalakaların değil, başını dik tutup isteklerini hayata geçirmek isteyenlerin rejimidir.
Bu boşanmadan kapitalizmi de anca onlar vazgeçirebilir.

NOT: Bu yazım tablet dergisi Kupon'da da yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder