29 Eylül 2012 Cumartesi

Satır aralarına gizlenmiş gerçekler


Cümlelerle oynamak dünyanın en zor ama en keyifli işlerinden biridir.
Bir cümleye yükleyeceğin yükü, bazen bir trene bile taşıtamazsın.
İşte Balyoz davasında karar öncesi diyeceğiniz son bir şey var mı sorusuna emekli paşa Çetin Doğan’ın verdiği yanıt:
-Vereceğiniz karar hakkınızda hayırlı olsun.
Sanırım yıllar sonra bile Balyoz davasının sembol cümlesi olacaktır.
Ya da 28 Şubat sürecinde askerlere neden karşı çıkmadığı sorulan Demirel’in “zaman- mekan ve koşulların gereği başkadır” anlamında verdiği cevap gibi:
-Dünkü güneşle bugünkü çamaşır kurutulmaz.

***

Eğer kelime seçimlerinde hata yaparsan o cümle hayatın boyunca senin peşinden gelir.
Tansu Çiller’in kelime ve isim gafları meşhurdu ama Amerika- Rusya ekseninde iktidar kavgasının yaşandığı Azerbaycan’ın lider adayları ile ilgili dil sürçmesi tıpkı Azeri politikamızın karmaşası gibiydi.
Profesör olan kadın başbakanımız, Elçibey ve Aliyev isimlerini karıştırıp Alibey yapıverdi.
Trajikomik devlet politikamızın yansımasıydı o…
Tabi o yanlışlar peşinizi bırakmaz.
 Süleyman Demirel’in “Dün dündür, bugün bugündür” sözü gibi yıllarca sizi takip eder söyledikleriniz.


***
Bazen de cümlelerin içine gizlenmiş gerçekler vardır.
Okursanız dehşete kapılırsınız…
Çok şaşırtır sizi…
Fırından yeni çıkmış  bir örnek:
TÜSİAD’ın başkanı Ümit Boyner bir soru üzerine “Başbakan’dan korkmuyorum” dedi.
Erdoğan da “Biz de bir hanımefendiyi korkutmayız” mealinde bir cevapla geçiştirdi.
Ama “karpuzcu” arkadan geliyordu.
Başbakan Tayyip Erdoğan, gerçek cevabı sonradan verdi.
Sabah Gazetesi yazarı Süleyman Yaşar, Başbakan Tayyip Erdoğan’a soruyor:
-Dolaylı vergiler genellikle artırılıyor. Yalnız siz şunu söylediniz: ‘TÜSİAD’a baktım; tamam vergilerini ödüyorlar ama istenilen düzeyde değil.’ Dünyada aşırı finansal kazançlardan dolayı zenginlere ilave vergiler getiriliyor. Bizde böyle bir şey düşünüyor musunuz?
Başbakan Erdoğan’dan cevap:
-Niye olmasın. Beklediğimizi alamıyorsak bir şeylerin olması lazım; Zenginden ek vergi alınabilir.
Boyner’e tekrar sormak lazım; Başbakan’dan korkuyor mu korkmuyor mu?

***

Gelelim PKK ile görüşme meselesine..
Oslo görüşmelerini MHP ilk dillendirdiğinde Başbakan:
-Kim PKK ile görüştük diyorsa şerefsizdir.
Sonra:
-Ben görüşmedim, devlet görüştü.
Daha sonra:
-Görüştük, sorunu çözme arayışıdır, bu…
Şimdi:
-Görüşmeler sürecek ama terör uzantısı siyasiler değil gerekirse İmralı ile de görüşürüz, diyor.
Gazetelere bakın Öcalan’ı şirin gösterecek haberlerin manşetlerde olduğunu göreceksiniz.
Neymiş, Öcalan kimse ölmesin istiyormuş, Suriye PKK’yı ikiye bölmüş, kurtarıcı gibi teröristbaşına sarılıyoruz.
Bir ata’cümle’si o zaman:
-Denize düşen yılana sarılır.

***

Cümleler hayatta sadece siyasetin şifrelerini taşımıyor ki…
İlişkilerde cümle katarının üzerine konulan her kelime çiftleri ya sarmala ya da birbirinden uzağa taşımaz mı?
Ama mesele “kadın” olunca…
Ama mesele “erkek” olunca…
En kritikleri hiç söylenmemiş olan cümlelerdir.
Yazının başında “Bir cümleye yükleyeceğin yükü, bazen bir trene bile taşıtamazsın” demiştim.
Bir hatırlatma daha yapayım.
Çok zaman o cümleyi beklersin ilişki istasyonun da.
Değil mi?

17 Eylül 2012 Pazartesi

Fenerbahçe’de çözümün şifreleri


Ben değil uzmanlar söylüyor:
-Taraftarlık, din ve milliyetten sonra en önemli adiyet duygusudur.
Fenerbahçeliler geçen yıl bu tezi doğruladı; takımlarınını ele geçirme ve başkanlarını hapse tıkma operasyonuna karşı tek yürek oldu.
Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşu” ya da Aziz Yıldırım’ın deyimiyle “Fenerbahçe Türkiye’dir” söylemini haklı çıkaracak güç ve içerikte eylemler yaptı ve dayanışma gösterdi.
Manisa maçında tribünleri 50 bin kadın ve çocuk doldurduğunda Fenerbehçe tarihinde yeni bir dönem başlamış oldu.

***
Ancak bu kırılma döneminin yarattığı bir “öteleme- erteleme süreci” de yaşandı.
Geçen yıl Fenerbahçeliler için skorlardan ve şampiyonluktan daha önemli bir “onur mücadelesi” vardı; bu yüzden birçok meselenin üstü örtüldü.
Oysa “Alex meselesi” ince ince geçen yıl da vardı.
Aykut Hoca’nın bilimsel verilere ve antreman performansını baz alan kadro yapısı anlayışı geçen yıl da vardı.
Ancak  giden oyuncular nedeniyle “kadro derinliği” kaybolunca bunlar pratikte rafa kalkmış oldu.
Başkan Aziz Yıldırım”ın “tek adamcılığı”, o tutuklanınca hepimiz tarafından unutuldu.
Bu yıl durum değişti o örtü kalktı…
Geçen yılın haksızlığa uğramış ve gözünü dışarıdan gelen tepkilere çevirmiş Fenerbahçeliler, söz konusu üç meseleyi önlerinde buldu.
Şimdi de bir kaos ortamı var.

***

Ben bu durumu normal bulanlardanım; tez- antitez- sentez zincirlemesinde “antitez zamanı”ndayız. Yanı dışa karşı şiddetli bir savunmanın –tez dönemi- ardından içe dönüp kendi meselelerinle yüzleşme dönemi bu. Sonrasında ise sentez dönemi yani yeni dengelerin kurulduğu “gerçek ve güçlü Fenerbahçe dönemi” gelecek…
Ama elbete senteze ulaşana kadar ciddi tartışmalar ve travmalar yaşanacak.
Öyleyse bu üç konuda fikir söyleme zamanındayız.

***

1.Alex- Aykut Hoca tartışması:
Bu meseleyi doğru anlamak için önce Aziz Yıldırım neden Aykut Hoca ilişkisini anlamak lazım.
Aziz Başkan, daha önce Mustafa Denizli ile uzun bir yol arkadaşlığı denedi.5 maçlık üst üste yenilme serisi 1.5 yıllık Mustafa Denizli döneminin çabuk bitmesine yol açtı.
Aziz Yıldırım, aynı hatayı Aykut Kocaman için yapmak istemiyor ve görünen o ki yapmayacak. Yani Aykut Hoca sonuçlar ne olursa olsun Aziz Yıldırım başkan kaldığı sürece teknik direktör olarak kalacak. Bunu son olarak NTVSpor’da katıldığı Futbol Aktüel Özel programında da açık açık söyledi, Aziz Başkan..
Başkan arkasında bu kadar güçlü iradeyle durunca Aykut Hoca da uzun vadeli bir çalışma planı çıkarmış. Bu planın içinde takımı gençleştirmek, çok koşan pres yapan ve topa 90 dakika boyunca rakibene oranla çok daha fazla sahip olan bir takım yapmaya çalışıyor.
Ve Alex bu kriterlere uymuyor…
Bu nedenle ona verdiği süreyi azaltmak istiyor Aykut Hoca…
Doğru bulursunuz bulmazsınız, plan bu…
Ancak Alex gibi bir oyuncunun statükosunu değiştirmeye kalkarsanız, yani onu takım liderliğinden alır “tali unsur-yardımcı unsur” muamelesi yaparsanız karışıklık çıkacağı da kesindir.
Sonuçta futbolu bilimsel rakamlara bakarak değil, gözüyle sahaya bakarak anlayan taraftarlar da onun heykelini dikerler.
İyi de ne olmalı?
Öncelikle heykeli de açılmışken Alex, hakkındaki planlarla ilgili zorlaştırıcı değil kolaylaştırıcı ve yardımcı olmalıdır.
Aykut Hoca Alex’ten alabilecği maksimum verimi almaya çalıştığını göstermelidir.
Ve kalıcı çözüm için Alex ve Fenerbahçe ilişkisi futbolcu- kulüp ilişkisinden başka bir şeye dönüşürülmelidir. Uygun olanı sezon sonunda jübile yapmaktır, “efsane”ye…
Ama o eğer oynamak isterse onun jübile öncesi Cruziero’ya gitmesine izin verilmeli, futbolu bıraktıktan sonra da muhakkak, kulüp içinde değerlendirilmelidir. Çünkü camiaya ışık tutan bu marka isimlerdir. Alex markasını Fenerbahçe mutluka kullanmalıdır.
Tabi bunu yaparken Aykut Kocaman markasını karalamaya çalışanlara da prim vermemek gerekir.

***

2.Aykut Hocanın oyun felsefesi:
Kocaman, gösterişsiz oynayan ama topa sahip olan güçlü bir takım istiyor. Lafı uzatmadan anlatmak gerekirse Play-off’taki Galatasaray ile Kadıköy’de oynadığımız son maç gibi oynamak istiyor. Yani rakibe pozisyon vermeyen ve golü sabırla arayan bir takım.
Golü bulunca da Türkiye Kupası Finali’ndeki Bursa maçında olduğu gibi rakibe sahayı dar eden bir takım istiyor.
O oyunu kalıcı yapmak istiyor.
Doğrusu ben de o sistem oturmadan Avrupa’da başarının gelmeyeceğine inanıyorum.

***

3.Aziz Yıldırım:
Aziz Başkan kulüp tarihinin efsane başkanıdır.
Tesisleşme ve bütçe konusunda yönetimleriyle birlikte kulübü getirdiği nokta tartışılmaz.
Amatör branşlarda ülke sporuna verdiği katkı inanılmaz.
Türk futboluna Ligtv’yi sıkıştırarak rekabeti kızıştırarak kazandırdığı bütçe göz kamaştırıcı.
Türk futbolunu temizleme iddiasındakiler onu kurban ilan edip içeri atınca gösterdiği duruş, kahramanca…
Hepsine eyvallah…
Ancak “ben” demek ona yakışmıyor.
Bu yüzden tartışmaya açılmak isteniyor.
Oysa Aziz Başkan “Çılgın projeleri”ni hayata geçirmek için rahat bırakılmalı. Kendisi de bu sürece “ekip ruhunu” ön alarak katkı vermelidir.

***

Son cümle; Fenerbahçe masa üstüne aldığı sorunlarını aşar. Çünkü o aidiyat duygusu taraftarında, o azim teknik kadrosunda ve büyük planlar başkanı ve yönetiminin kafasında var.







14 Eylül 2012 Cuma

Memleketteki tuhaf soru‘n’lara anlamlı cevap önerilerim



Türkiye 2020’de hem Avrupa Futbol Şampiyonası hem de Olimpiyatları aynı anda yapabileceğini düşünüyor…
Daha önce bu iki organizasyondan birini yapmış mıyız?
Hayır.
Ne denir bu cesarete:
 “Ayranı yok içmeye, tahterevan ile gidiyor s..maya” mı yoksa  “Bak ne kadar cesur bir ülkeyiz hiç denenmemişi yapmaya çalışıyoruz” mu?
 Vatandaşını “kısa yoldan köşe dönmeci” olarak dizayn eden bir sistem emek ve liyakat denklemini doğru kurumaz. Ne varsa ister.
Neyi alır bu durumda?
Buna babalarımızı hatırlatan bir cevap biliyorum.
xxx

Bu cahil köşe dönmeci basit düşünen zihniyet bizim siyasetimize de hakim.
Kendilerine dayatılan “Komşularla sıfır sorun stratejisi”nin başkalarının “taktiği” olduğunu anladığında tüm komşularıyla sorunlu olan bir iktidarı “Bahar havası” çarpması normal değil mi?
Arap Baharı’nın şiddet sonuçları ülkemiz içinde PKK Baharı havası yaratınca bağırmanın anlamı var mı?
Adama “dön arkana yaptıklarına bir bak” derler.
Daha acısı; Muhalefetten bir milletvekilinin kaçırılmasını “düzmece” olarak niteleyenler, kendi il başkanları kaçırılınca feryad-ı figan edince ne kadar inandırıcı olabilir.
Kısacası komşularla sıfır sorun diyenlerin içerde ve dışarda “onlarca yeni sorun çıkartıp var olanları da büyütmesi” trajikomik değil mi?

Xxx

Afyon Valisi’nin 25 şehit nedeniyle şehrinde matem havası varken Genelkurmay Başkanına kilim hediye ederek bölgenin bu anlamda ticaretine dikkat çekmesine acı acı güleyim mi yoksa kahkahalarla ağlayayım mı şaşırdım.
Vali sanırım “reklamın kötüsü olmaz dikkat çekeni ya da çekmeyeni olur” demiş ve kilimlerin ve bilumum Afyon ürünlerinin reklamını yapıverdi.
Toplumun hissiyatıyla oynanmış, sırası değilmiş, reklamcı için önemli değildir(!)
Hala kararsızım ağlayayım mı güleyim mi?

 Xxx

Tarih tekerrürden ibaret derler.
Kaddafi’nin ölümü ile ABD Büyükelçisinin ölümünün benzerliği çok acı bir benzerlik değil mi?
O fotoğraflara bakınca bir şey hissetmemiş olmam acaba benim insanlıktan çıktığımı mı gösteriyor yoksa insanlığın bu hale gelmesine sebep olanlara üzülemiyor muyum?
Bilemedim.

xxx

Tabi bir de yeni muhafazakar dizimiz var. Bütün muhafazakarların, kapalıların iyi, başı açıkların tu kaka olduğu formatıyla  sokağımızda “huzur” kaçırtabilecek bu dizinin adının Huzur Sokağı olması garip bir tesadüf mü yoksa “komşularla sıfır sorun” stratejisinin bizim sokaktaki mikro uygulaması mı?
Huzursuz oldum gerçekten…

Xxx

22 yıllık gazeteci oldum.
Hala bizim mesleği pek anlayamadım.
Alex’i oynatmıyor diye Aykut Kocaman’ı linç etmek isteyen bir grup meslektaşımın arzusunu çözemiyorum.
Adam “hiç oynatmayacağım” demiyor ki “Maçın zorluk derecesine göre oynatacağım” diyor.
Aynı şey Abdullah Avcı için Selçuk Şahin meselesinde geçerli…
Her iki teknik adam da bilimsel verileri kullanıyor ama futbolun “basit” kural yapısı nedeniyle kendisini Morinho kıvamında sanan herkes “Vay nasıl oynatmazsın” diye bağırma hakkını kendinde buluyor.
Hiç kimse bu teknik adamlara saygı göstermiyor.
Asıl basit olan futbol değil, futbolun herşeyini biliyorum sanmaktır.
Bilime inanmamaktır.

Xxx

Ve haftanın en anlaşılır soru ve cevabı…
NTVSPOR’da Aziz Yıldırım’a “Alex’in heykeline karşı mısın” diye sordular O da şöyle cevap verdi:
-Ben bu ülkede sadece Atatürk’ün heykelini yaptırır ve açarım.
Ders kitaplarından Atatürk çıkarılırken çok okkalı cevap oldu.
Alkış.

NOT: Bu yazı aynı zamanda www.bizbolulular.com haber portalında da yayınlanmıştır.