10 Kasım 2022 Perşembe

“Lafı geveleme! Erkek erkeğe konuşuyoruz!”

 


Bu sabah Çınar evden çıkmak için acele etti. Her sabah ancak sırtımda kapıya kadar giden çocuk baktım, ayakkabılarını giymiş kapıda bekliyor:

-Hadi babacım, Atatürk’e geç kalacağız.

Geç kalmadık, yetiştik. Onlar okullarda, milyonlar sokaklarda, ben de gazetede odamda, Büyük Önder’in ebediyete intikal ettiği o anda saat 09.05’te saygı duruşundaydık.

Elbette Atatürk’ü anmak güzel…

Ama anlamak da lazım…

Zamanın imbiğinde akarak benim belleğimde yer etmiş Atatürk algısını birçok kez  yazdım.

Peki, başkaları Atatürk’e nasıl bakıyordu?

Bu kez onu yazacağım. İyi bir örnek vereceğim.

SİR LORAİNNE’NİN ANALİZLERİ

Kral 6. George’a “Atatürk’e pahalı hediye yollamayın emin olun iki ülkenin ilişkileri bozulur, kitap yollayın. Atatürk böyle hediyeleri sever” diyen dönemin Ankara Büyükelçisi Sir Piercy Lorainne’dir.

1933 yılı sonlarında İngiliz Hükümeti’nin Ankara Büyükelçisi olarak atanan Sir Percy Loraine, Mayıs 1939’a kadar bu görevini sürdürmüş. Görev yaptığı süre zarfında Türkiye’de meydana gelen iç ve dış gelişmeleri dikkatlice takip ederek İngiltere Dışişleri Bakanlığına bildirmiş, Türk-İngiliz ilişkilerinin gelişmesinde önemli katkılarda bulunmuş. Atatürk ile ilgili de çok önemli gözlemleri olan bir diplomat…

Esra Sarıkoyuncu Değerli, “Bir İngiliz Diplomatın Gözüyle Atatürk ve Türkiye” çalışmasında Loraine’nin görüşlerini derlemiş. Dün onu okuma fırsatım oldu.

İnanılmaz detaylar var.

“DELİP GEÇEN MAVİ GÖZLERİ VARDI”

Değerli’nin kaleminden aktarmak istiyorum:

Lorainne Mustafa Kemal’in görünüşünü şöyle anlatır:  “Onun dış görünüşü nasıldı? Onun göze çarpan başlıca özellikleri aşikâr sert mizacı ve kusursuz dış görünüşü idi: keskin yüz hatları, delip-geçici mavi gözleri, çatık kaşları, belirgin yüz çizgileri, genellikle cesur ve oldukça sert ifadeli yüzü, her jest hareketinde hatta hareketsiz oldu zamanlarda dahi onun ateşli kişiliği hemen her bakışta görülürdü. Cumhurbaşkanı olduktan sonra ordunun geçit töreni dışında -ki eskisi kadar görkemli idi- asla askeri üniformasını giymedi. İpek kumaşından şapkası ve Kurtuluş Savaşı’na ait bir madalya dışında daima sade ancak bir o kadar kusursuz kıyafetler giyerdi”.

ATATÜRK MACERACI DEĞİLDİ

Loraine’ne göre, Atatürk’ün sahip olduğu karakter yapısının en önemli özelliklerinden biri gerçekçiliğidir. Loraine’e göre Atatürk bu özelliği sayesinde, kendisinin ve ulusunun gücünü doğru saptamış ve hedefleri de bu doğrultuda belirlemiş, eylemleriyle ulusunu maceraya sürüklememiştir. Loraine, Atatürk’ün belirlediği hedeflerin hayallerden ve maceradan uzak, Türk ulusunun ihtiyaçlarından kaynaklandığını ve Onun bu ideallerini gerçekleştirirken halkının desteği ile büyük ve saygın bir mücadele verdiğini vurgulamaktadır.

SORUNLARI HIZLI ÇÖZERDİ

O, Atatürk’ün gerçekçiliği bir diğer ifadeyle hedef saptamadaki başarısı kadar, hedeflerine ulaşırken izlediği stratejiden de övgüyle bahsetmektedir. Loraine’nin ifadesine göre Atatürk sorunlara çözüm bulma konusunda son derece yeteneklidir. Zor ve karmaşık sorunlarla gelindiğinde, Atatürk’ün önce meseleleri önem derecelerine göre sınıflayarak daha sonra buna göre derhal harekete geçtiğini ifade etmektedir. Loraine’e göre bu süreç Atatürk’te öyle otomatik bir davranış haline gelmiştir ve bu sayede Atatürk, çok hızlı bir şekilde sorunları çözüme kavuşturmuştur.

ATATÜRK ÇOK KARARLIYDI

Onun altını çizdiği Atatürk’ün bir başka özelliği ise kararlılığıdır. 13 Eylül 1942’de Đngiltere’nin Sunday Times gazetesinde Loraine’nin “Turkey and The Kemalist Tradition” başlıklı yazısında Atatürk’ün verdiği kararlardan asla dönmediğinin ve kararlarının arkasında korkusuzca durduğunun ve ölümüne kadar da bu özelliğinden asla taviz vermediğini vurgulamıştır

Ayrıca 10 Kasım 1942 tarihli radyo konuşmasında da konuyla ilgili görüşlerini şu şekilde belirtmiştir:

Bu adam, hayatı boyunca doğru bildiklerini yapma konusunda tereddüde düşmedi asla korku yaşamadı. En zor anlarda bile korkmadı. Nasıl korkusuz yaşadıysa aynı şekilde korkusuzca öldü. Onun ölümünün büyük zaferine gölge düşüreceğine kesinlikle inanmıyorum. O, halkının hayat standardını iyileştirdi. Onun halkına bıraktığı en kıymetli hediye ise, onurlu kıymetli bağımsızlık oldu.”

DALKAVUKLARDAN NEFRET EDERDİ

Ayrıca Loraine, Atatürk’ün dalkavuklardan nefret ettiğini ancak “diyaloga açık olma” özelliğine sahip olduğunu belirtmektedir 10 Kasım 1948 tarihinde yapmış olduğu konuşmasında ise konuyla ilgili şu ifadeleri kullanmaktadır: “Onun iletişim kurmakta kullandığı en sevdiği metot, kendisini, kabinesindeki üyeleri hatta diyalog kurmak istediği herkese uyguladığı psikolojik olduğu kadar da entelektüel olan sözlü sınavlardı. Bunlar araştırma sınavları idi. Onun verilen cevaba oldukça yakın birbirine bağlı sorularından, rahatlıkla meseleleri dikkatlice en küçük ayrıntısına kadar inceleyen bir kişilik yapısına sahip olduğunu anlaşılabilirdi. Üzerinde çok fazla düşündüğü uzun ifadeli meseleleri bazen hızla, arka arkaya soru bombardımanı olarak yöneltirdi. Bu art arda gelen sorularına aniden ünlem ifadeli sözleriyle ara verir ve kaşlarını kaldırarak, buz mavisi gözleriyle içe işleyen, soğuk bir bakış fırlatırdı. Karşısındaki bu bakışın ne anlama geldiğini anlardı. Bunun anlamı “Geveleme: Erkek erkeğe konuşuyoruz. Ne düşündüğünü duymak istiyorum, demekti.”

***

Lorainne, tanıdıktan sonra Atatürk’e hayran olmuş bir yabancıydı…

Keşke toplumumuz da en az onun kadar Mustafa Kemal’i anlamak için gayret etse…

Eminim hepsi hayran kalacaktır.